Blog Sayfasına Git

Hormonlar Duygularımızı, Mikro Besinler Hormonları Etkiliyor

Hormonlar duygularımızı, mikro besinler hormonları etkiliyor

İyi olmayan bir ruh hali, yorgunluk, kendini kötü hissetme, konsantrasyon eksikliği ve daha fazlası… Tüm bu duygular, hayatın olağan akışı içinde birçok kişinin zaman zaman birçok kişinin de kronik bir şekilde yaşadığı durumların başında geliyor. Şaşırtıcı ama gerçek olan bir şey var ki, olumsuz olarak tanımlanabilecek duyguların sebebi tam da içimizde… Ne yazık ki, “hormonlar” her şeyin suçlusu gibi görünüyor. Hormonlar vücuttaki görevleri gereği, hayatımızı önemli ölçüde domine ediyor.

Hormonların büyük dünyasına yakından bakmak ve nasıl çalıştıklarını öğrenmek bu şaşırtıcı gerçeğin arka planını açıklıyor. Hormonların vücuda etkisi öğrenildiğinde hayat çok daha farklı bir yöne evriliyor.

Özellikle de vücudun hormon mekanizmasının sadece fizyolojik değil psikolojik olarak da belirleyici bir unsur olması, bu mekanizmaya olan bakış açımızı ciddi manada değiştirebilir. Sağlığımız ve hayatımızla ilgili olan perspektifimize yeni bir yön verebilir. İşte, hormonların dünyasından psikolojimize etki eden enstantaneler…

Hayatımızı belirleyenler…

İyi ya da kötü, mutlu ya da kötü bir ruh halinde olduğumuzda, aç ya da tok uyusak, hormonlar A’dan B’ye bilgi taşıyarak vücudumuzdaki hemen hemen tüm süreçleri kontrol eder. Hormon sistemimiz Yin ve Yang gibi yapılandırılmıştır.

Peki, bu ne demek? Tıpkı Yin ve Yang gibi birçok hormon karşısında her zaman karşıt bir hormonu vardır. Örneğin, şekerin hücrelerimize girmesini sağlayan ve böylece kan şekerini düşük tutan insülindir.

Glukagon ise hormonunun tam tersi bir etkisi vardır. Bu hormon, rezerv depolarından şekeri serbest bırakır ve böylece kan şekerini artırır. Sağlıklı bir organizmada bu rakipler arasında barışçıl bir denge ve dolayısıyla sürekli bir uyum vardır.

Hormonlara yakından bakalım; hormonlar ve görevleri

Metabolizmamızın vücudumuzdaki bazı faaliyetleri kontrol altında tutmak için ürettikleri salgılar, hormon olarak tanımlanır. Salgı bezlerinde üretilen hormonlar, bir hücre ya da hücre grubu ile diğer noktada yer alan hücreler arasında iletişimi sağlayan kimyasal habercilerdir. Endokrin bezlerinde salımı yapılan hormonlar, üretildikten sonra kana yollanırlar. Kan yoluyla hedef dokuya ulaşan hormonlar, özel reseptörlerle iletişime geçerek etkilerini gösterir.

Vücuttaki her hormonun görevi farklılık gösterir ve farklı etkileri vardır. Hücreye büyümesini veya büyümeyi durdurmayı söyleyebilen hormonlar, tüm sinir sistemi ve vücudun bir bütün içinde çalışması adına orkestra şefi olarak görev alır. Bazen hücrenin şeklini veya aktivitesini değiştirebilen hormonlar bazen de vücudumuza bazı besinleri yakıt olarak kullanmasını söyleyebilir.

Hormonlar nelerde salgılanır?

Vücutta çok sayıda görevi olan hormonlar; hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, böbrek üstü bezi, yumurtalık ve testisler tarafından üretilir ve salgılanır. Bunlara ek olarak beyinde, bağırsaklarda da hormon salgılanmasını sağlayan bölgelerdir. Az salgılanan hormonlar nasıl ki, farklı etkiler yaratıyorsa fazla salgılanan hormonlar da başta şeker hastalığı olmak üzere birçok sağlık probleminin yaşanmasına sebebiyet verebilir.

50’den fazla hormon var!

Vücudumuz 50’den fazla hormon üretir. Bunlardan en bilinenleri ise; adrenalin, östrojen, ghrelin, insülin, leptin, büyüme hormonu, melatonin, testosteron ve tiroksindir. Hormonların etkileri görev aldığı departmanlara göre ayrışır.

Örneğin adrenalin hormonu, stres hormonudur. Bu hormon az miktarda salgılansa bile kalp ve solunumun hızını yükselterek kasları efor için hazırlar. Bu şekilde vücudun strese karşı tepki vermesine yardımcı olur.

Kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen, vücutta kadına özgü özelliklerin normal bir şekilde işlemesini sağlar. Özellikle de kadın vücudunu yumurtaları serbest bırakmak ve bebeği doğum yoluyla besleyebilmek üzere hazırlar. Söz konusu erkekler olduğunda ise bu hormon spermlerin sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve cinsel yaşamın kalitesinin artması gibi etkilere sahiptir.

Ghrelin, açlık hormonu olarak tanınır ve midede üretilir. Vücuttaki enerjinin azaldığını beyne ileterek yemek yeme zamanının geldiğini hatırlatır. İnsülin hormonu ise kan basıncı için çok önemli olan bir hormondur. Kan dolaşımındaki şekerin yakıt olarak kullanılmasını sağlar.

Leptin ise tokluk hormonudur. Vücuda ne zaman yemek yenmesi gerektiği konusunda uyarılar gönderir ve yağ hücreleri tarafından üretilir. Buna ek olarak besinlerin ne zaman yakılacağını da belirler.

Melatonin hormonu ise uyku hormonudur ve vücudu uykuya hazırlar. Erkeksi özellikler için devreye testosteron girer ve testisler tarafından salgılanır. Yüz ve vücut kılı, derin ses ve kas gücü belirleyici erkeksi özellikleri ortaya çıkarır.

Kadınlar ve erkekler üzerinde belirleyici bir güce sahip

Vücudun diğer fonksiyonlarının yanı sıra kadının cinsiyet hormonlarının etkileşiminde de uyum gereklidir. Kadınlar için en büyük hormonal zorluk ergenliğin yanı sıra menopozdur. Menopoz olarak da bilinen bu geçiş aşaması, genellikle kontrol edilemeyen sıcak basmaları ve terleme ile ilişkilidir.

Dresden Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, menopozun bu klasik yan etkilere ek olarak uyku bozuklukları, bitkinlik, sinirlilik vb. birçok semptomla ilişkili olmasının yanlış olduğuna inanıyor. Çalışmaları, bu duygu-durum bozukluklarının, kısmen hormonlardaki ve metabolizmadaki normal ve yaşa bağlı değişikliklere bağlı olarak yaşla birlikte arttığını gösteriyor.

Hormon konusunu sadece kadınlarla sınırlamak tamamen yanlış olur. Erkeklerde hormon üretimi de yaşam boyunca değişir. Her şeyden önce testosteron üretiminin azalması, yaşamın ikinci yarısında birçok erkek için bir sorundur. Yaşa bağlı normal azalmaya (yılda yaklaşık yüzde1-2) ek olarak, erkeklik hormonu seviyelerini dengeden çıkaran, genellikle çok az egzersizle bağlantılı olarak artan stres seviyesidir.

Ne kadar güçlü tiroit hormonları, o kadar sağlıklı hormon

Vücudun en küçük organlarından biri olan ve birçok hayati fonksiyonda belirleyici bir rol üstlenen tiroid bezimiz, hormonal dengemizle bağlantılıdır. Tiroid bezinin düzgün çalışması için tiroid hormonu üretiminde ve ayrıca normal tiroid fonksiyonunda yer alan eser element ise iyot ve selenyumdur. Bu iki mikro besin, enzimin ayrılmaz bir parçası olarak tiroid metabolizmasında çalışıyor ve normal fonksiyonuna katkıda bulunuyor.

Diyet listesindeki mikro besin miktarı arttıkça da hem tiroid bezleri ve tiroit hormonları çok daha efektif faaliyet gösteriyor hem de hormon mekanizmamız sorunsuz işliyor. Eksik alındığında ise paratiroid hormonu başta olmak üzere birçok hormonal süreç tehlikeye giriyor.

Peki, hormonlarımızı yönetmek ve bedenimize yön vermek mümkün mü?

Hormon tedavileri tıp otoritelerinin bazıları tarafından onaylanırken bazı kesimlerde sağlık riskleri nedeniyle şiddetle eleştiriliyor. Tüm tıp otoritelerinin ise hormonlarla ilgili anlaştığı bir konu var; sağlıklı ve çeşitli bir diyet. Vitaminlerin, minerallerin ve eser elementlerin hormonal metabolizmadaki rolü özellikle yadsınamaz.

Örneğin, B6 Vitamini hormon aktivitesinin düzenlenmesini destekliyor, çinko testosteron metabolizmasına yardımcı oluyor ve krom normal kan şekeri seviyelerini koruyor. B5 Vitamini, D vitamini ve bazı nörotransmitterlerin yanı sıra steroid hormonlarının üretimi ve metabolizmasında yer alıyor.

Hormonlar için mikro besinler etkili mi?

Besinlerin hormonlarla olan etkileşimi insan metabolizmasının kendisi kadar karmaşıktır. Örneğin bilimsel olarak kanıtlanmış 13 mikro besin enerji metabolizmasında yer alıyor. Bunlar; biyotin, demir, iyot, bakır, magnezyum, manganez, niasin, B2 vitamini, B1 vitamini, B12 vitamini, pantotenik asit, B6 vitamini, C vitamini. Bu maddelerin tek tek veya bir kısmının tüm insan sistemi için gerekli performansı sağlaması mümkün olmasa da hormonlar üzerinde etkisi olduğu aşikâr.

Stresi azaltmak için hareketi çoğaltın

Kortizol hormonu, stresli durumlarda salınıyor, tehlike durumunda anında güç ve enerji artışı sağlıyor. Onu bu kadar değerli yapan da tam olarak bu çünkü atalarımızın hayatta kalması için gerekliydi. Ancak günümüzde kortizol her zaman hayatta kalmamızı sağlayacak kadar dost bir görev üstlenmiyor. Yüksek tansiyon veya sürekli stres, stres hormonunun çok fazla artmasına dolayısıyla kan şekeri düzeylerinin yükselmesine, kilo alımına veya yüksek tansiyona neden olabiliyor.

Hormonlarımızı doğru yöne yönlendirmek içinse stresli anlarda mola vermek, dinlenmek, spor ve egzersiz yapmak, doğada uzun yürüyüşler, koşma, yürüme, yüzme veya yoga gibi aktiviteleri artırmak işe yarayabilir. Buna ek olarak ne yediğimiz de stres hormonu seviyemizi etkileyebiliyor. Örneğin, bilim adamları, asidik bir diyetin kanımızdaki stres hormonlarının miktarını artırdığını söylüyor.

Mutluluğun kesinlikle hormonlarla bir ilgisi var!

Bu sefer, bir varsayımdan bahsetmiyoruz. En iyi bilinen hormonlardan biri olan ve genellikle “mutluluk” veya “iyi hissetme” hormonu olarak adlandırılan serotonin, doğrudan mutlukla ilgili. Serotonin hormonu yeterliyse kendimizi iyi ve mutlu hissediyoruz.

Taze sebze ve meyvelerin etkisinin tam olarak neye dayandığı henüz netlik kazanmasa da araştırmacılar, bol renkli sebze ve meyve içeren sağlıklı beslenmenin depresyon riskini azalttığını düşünüyor. Ayrıca düşük serotonin seviyelerinin zayıf besin durumuyla bağlantılı biliniyor. Dolayısıyla sebze ve meyvelerin yanı sıra mikro besin alımına da çok dikkat edilmesi gerekiyor.